27 EYLÜL 2009 02:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sendika Nedir?

Sendikalar, belirli bir işkolunda çalışan emekçilerin tümünü kucaklamayı hedefleyen; din, dil, etnik kimlik, siyasi görüş vb ayrımı yapmaksızın tüm emekçilerin ortak çıkarlarını ve taleplerini savunmayı temel alan; emekçilerin en eski, en yaygın ve en kitlesel sınıf örgütleridir.  Sendikalar, aynı zamanda, emekçilerin bir sınıf olarak ortak ekonomik, toplumsal ve demokratik çıkarlarını kazanmak, korumak ve geliştirmek amacıyla kurdukları mücadele örgütleri olarak bilinirler. 

Emekçilerin, ortak amaçlara yönelik olarak gerçekleştirdikleri bu gönüllü ve eylemli birlik sendikaları, örgütlenme kavramı ile özdeşleştirmiştir. Örgütlenme, aynı zamanda emekçilerin ekonomik, toplumsal, demokratik ve siyasal haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik mücadeleyi de içermektedir.

Sendikalar, seçimlerle oluşturulmuş olan örgütsel yapıları içinde, üyelerinin hak ve çıkarları temelinde karar süreçlerini işleten kurumlardır. Bu anlamda sendikaların sermayeden, devletten ve siyasal partilerden bağımsız olması gerektiği savunulur.

Kimden Bağımsız?
1-    Sermayeden
2-    Devletten
3-    Siyasi Partilerden

Sendikalar, işçi ve emekçi sınıfların en önemli mücadele araçları arasındadır. Sermaye, devlet ve onların siyasal partileri, bu araçların denetimini ele geçirmek ve sendikal mücadele alanının sınırlarını çizmek için her dönem özel bir çaba harcar. Bu çaba aynı zamanda, emekçilerin ve sendikal hareketin bölünmesini ve zayıflatılmasını amaçlamaktadır. Emekçilerin ve sendikal hareketin bağımsızlığı, kitlesel bir sınıf örgütü olmanın ve sömürü karşısında birliğin en temel koşuludur. Bu nedenle sınıf mücadelesinin aracı ve zemini olarak sendikalar devletten, sermayeden ve onun bütün kurumlarından bağımsız olmak zorundadır.

Sendikalar, neden sermayeden bağımsız olmalıdır? Çünkü sendikalar sermayenin değil, emeğin çıkarlarının savunucusudur. Emeğin çıkarları ise sermayenin çıkarları ile taban tabana zıttır. Sermaye ile emek arasında uzlaşmaz karşıtlıklar vardır. Bu nedenle sendikalar, sermayeden bağımsız olmak zorundadır. Sermayenin çıkarlarını savunan ya da onun ile üyelerinin çıkarlarına rağmen “uzlaşan” örgütler, adı sendika olsa da, birer meslek kuruluşundan farklı değildir. Sendikalar sadece emeğin ve emekçilerin örgütüdür. İşverenlerin “sendika” adı taşıyan örgütler kurması, onların sendika olduğu anlamına gelmez. Bu adlandırma tamamen sermayenin emekçilerin örgütlü mücadelesine karşı takındığı taktiksel manevraların ve ideolojik mücadelenin bir sonucudur. 

Sendikalar neden devletten bağımsız olmalıdır? Sendikalar, devlet kuruluşlarının güdümünde olan onların bir parçası gibi çalışan örgütler değildir. Çünkü devlet, ortaya çıkışı ve tanımı gereği egemen sınıfın emekçiler üzerinde oluşturduğu sömürü ve egemenlik ilişkilerini süreklileştiren bir baskı ve yönetim aygıtıdır. Kapitalist toplumda devlet, emek ile sermaye arasında sınıfsal bir tercihin sonucu olarak ortaya çıkmış ve sermayenin çıkarlarının korunmasının bir anlamda temel güvencesini oluşturmuştur. Bu nedenle esas itibariyle birer emekçi örgütü olan sendikalar devletten bağımsız olmalıdır. Devlet güdümünde kurulan, işbirlikçi-sarı sendikalar, esasında emekçi mücadelesini baltalamak amacıyla devlet destekli olarak kurulmuş “kontra” nitelikli örgütlerdir. Sendikal hareketin devletten bağımsızlığı, emekçilerin ortak sınıf çıkarları etrafındaki birliğinin ön koşulunu oluşturmaktadır.

Sendikalar, neden siyasi partilerden bağımsız olmalıdır? Sendikalar içinde en tartışmalı konuların başında sendikaların siyasi partilerle ilişkilerinde öne sürülen “bağımsızlık” konusunun nasıl ele alınması gerektiği gelmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sendikalar her türlü emek karşıtı siyaset ve kurumlardan hem örgütsel hem de siyasal olarak bağımsız olmalıdır. Öte yandan emek mücadelesinin içinde yer alan, sendikaların hak arama mücadelesinde yanlarında olan parti ve kurumlarla ilişkilerde söz konusu olan bağımsızlık ile kastedilen “örgütsel bağımsızlık”tır. Örgütsel bağımsızlık, bir sendikanın doğrudan doğruya bir siyasi parti ile arasında organik, doğrudan bir bağın olmamasını ifade eder. Bunun anlamı, sendikaların sadece kendi tüzüklerine bağlı olarak, seçilmiş karar organları ile üyelerinin kısa, orta ve uzun vadeli çıkarlarına uygun kararlar alması ve mücadele etmesidir.

Sendikal örgütlerin siyasal partilerin yan örgütü olarak düşünülmesi onun kitlesel bir sınıf örgütü olma özelliği ile de bağdaşmaz. Çünkü sendikaların partilerle organik bütünleşme içine sokulması işçi sınıfının sendikal-sınıfsal birliğine yapılacak en büyük kötülüktür. Bir sendikanın, bir partinin  kayıtsız şartsız güdümünü kabullenmesi, onun emir veya direktifleriyle yürümesi, o örgütün kitleselleşmesini, etkinleşmesini güçleştirir; bölünmelere yol açar. Sendikanın sınıf örgütü olma niteliği yara alır. Bu anlamda örgütsel bağımsızlık bir sendikanın;

    Kendi ilkeleri içinde,
    Kendi üyelerinin ve genel kurulunun denetimi altında,
    Seçilmiş organlarıyla,
    Hiç bir örgüt dışı yerden emir ve buyruk almadan işlemesi;
    Kendi organlarında, kararlarını demokratik bir biçimde alıp uygulaması anlamına gelmektedir.
Sendikalar için bağımsızlık; ülke sorunların çözümlenmesi ve emekçi sınıfın çıkarlarının gerçekleştirilmesi yönünde diğer meslek örgütleriyle, sendikanın örgütsel bağımsızlığını kabul eden siyasal partilerle ortak amaçlar yönünde, ortak eylemler yapılmayacağı, birlikte hareket edilmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü emekçilerin ortak çıkarları ve amaçları yönünde gerçekleştirilecek olan her ortak eylem, aynı zamanda sendikaların ekonomik, toplumsal ve siyasal rollerinin bir gereğidir. Diğer taraftan kendi çıkarları doğrultusunda mücadele etmeyen sendikaların, ister istemez sermayenin çıkarlarının peşine takıldığı tarihte yaşanan çok sayıda örnekten bilinmektedir.

Yukarıda belirtilen özellikleri taşıyan sendikaların gerçek birer emekçi örgütü olduğundan kuşku duyulmaz. Sendikalarla emekten yana siyasi partiler arasında siyasal görüş anlamında bir paralellik olabilir. Burada önemli olan emekçilerin, emeğin çıkarlarını savunan, emekçilerin ekonomik, toplumsal ve siyasal taleplerini kendi talepleri haline getirerek mücadelesini güçlendirmeyi amaçlayan siyasi partilerle mi, yoksa sınıfsal konumlanış ve sınıf çıkarları açısından emeğin tam karşısında bulunan, emek karşıtı partilerle mi hareket edileceğidir.

Birlik, dayanışma ve mücadele örgütü olan sendikalar, gerek yapı ve gerekse işleyiş olarak üyelerinin katılımına açık, demokratik örgütlenmeler olmak zorundadır. Sendikal demokrasi, her şeyden önce sendika üyelerinin sendikayı temsil edecek ya da yönetecek kişi ve organları özgür ortamlarda, gerekli örgütsel katılım araçlarıyla ve demokratik biçimde belirlemesi, seçmesi demektir. Bu anlamıyla sendikal demokrasi yalnızca bir seçim veya oylama düzeni olarak görülmemelidir. Sendikal demokrasinin diğer ve en önemli ilkelerinden biri de, kararların hazırlanması, alınması ve uygulanmasına mümkün olan en geniş kitlenin, etkin bir biçimde katılmasını sağlamaktır.

Aynı zamanda emek örgütü olan sendikalar, sermaye örgütlerinin her türden saldırıları karşısında net bir tutum sergilemek, kendine özgü bir duruş belirlemek zorundadır. Bu tutum benimsenen sendikal politikaların çekirdeğini oluşturur. Sendikal politikalar, örgütün amacı, işleyişi ve sorumluluklarından, genel ülke sorunlarına kadar her konuda taraf olmayı, taraf olarak kabul edilmeyi ve emekçilerle ilgili kararlara doğrudan katılabilmeyi ifade eder. Örneğin EĞİTİM SEN, eğitim işkolunda örgütlü ve etkili bir sendika olarak belli bir duruşa sahiptir ve eğitim emekçilerini ilgilendiren her konuda taraf olarak yer almanın ve emekçileri ilgilendiren konularda karar süreçlerine katılmanın mücadelesini vermektedir.


Bu İçerik 2111 Kez Görüntülendi