27 EYLÜL 2009 02:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Grev ve Toplusözleşme

İşçi ve emekçi sınıflar, ancak örgütlenerek ve mücadele ederek sermayenin saldırılarına karşı hak ve çıkarlarını koruyabilir, geliştirebilir. Sendikalarda örgütlenen emekçilerin, sınıf çıkarlarını ve haklarını elde edebilmeleri için çeşitli mücadele araçlarına sahip olmaları gerekir. Bu araçlardan en önemli iki tanesi grev ve toplu sözleşmedir. Bu araçlar, sendikayı sendika yapan en önemli öğelerdir. Grevsiz, toplu sözleşmesiz bir sendika, en önemli mücadele araçlarından yoksun sayılır. Grev ve direnişlerin sendikalar oluşmadan önce az-çok örgütlenen hareketler olması, grev sürecinde oluşturulan grev komiteleri, daha sonra işçiler içinde kalıcı birlikler olan sendikaların doğmasını ve gelişmesini sağlamıştır.

Tarih işçi sınıfının ve sendikal hareketin mücadele biçim ve yöntemlerinin çok sayıda ve değişik biçimlerde ortaya çıktığını göstermektedir. Grevler sınıf mücadelesinin en güçlü mücadele biçimi ve araçlarından birisidir. Engels İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu adlı yapıtında İngiliz işçilerin grev mücadelelerine önemli bir yer vererek, İngiliz işçilerinin bir sınıf olarak birleşmesinde, bir mücadele aracı olarak grevi kullanmalarına dikkat çeker ve “grevler işçilerin artık kaçınılmaz halde büyük çatışmaya hazırlandıkları bir savaş okuludur” ifadesiyle grevlerin sınıf mücadelesi açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar.

İşçilerin burjuvaziye karşı mücadelesinin belirli bir aşamasında, tek tek işçilerin tek tek kapitalistlere karşı değil de, bir grup işçinin bir kapitaliste karşı birlikte karşı durması aşamasında grev işçi sınıfının bir mücadele aracı olarak ortaya çıktı. O aşamadan itibaren işçiler, üretimden gelen güçlerini kullanarak kapitalistlere istemlerini kabul ettirmeye çalıştılar. (Ali GÜNDOĞMUŞ, Sendikalar, Kitle Örgütleri ve Kitle Mücadelesi)

Öncelikle kendiliğinden ve tek başına bir hareket olarak ortaya çıkan grev, işçi sınıfının bilinç düzeyi yükseldikçe, kapitalist baskı ve sömürüye karşı işçi sınıfının en önemli eylemi haline gelmiştir. İşçi sınıfı grevle, sadece insanca yaşam hakkını ve iş güvencesinin tanınmasını talep etmekle kalmamış, aynı zamanda ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasal sorunlarına karşı grev silahını kullanmayı öğrenmiştir. 

Genel olarak kapitalizmin egemen olduğu ülkelerdeki işçilerin çalışma ve yaşama şartlarının son derece kötü olması, yoksulluk ve açlığın artması şiddetli sınıf çatışmalarını da beraberinde getirmiştir. Grev hareketinin güçlü yükselişi, işçi sınıfı ve diğer sömürülen kitlelerin daha net bir siyasi bilinç kazanmasının, emek-sermaye çelişkisinin keskinleşmesi ve şiddetlenmesinin, kapitalizmin içinde düştüğü derin bunalımın somut bir ifadesi olarak gerçekleşmiştir.  

Ekonomik-sosyal haklar açısından kazanımlar elde etmek, ancak ülkenin genel ekonomik ve sosyal politikalarına emekçilerden yana taraf olarak müdahale etmekle mümkündür. Sendikalar bu müdahaleyi gerçekleştirdikleri ölçüde, yürüttükleri mücadeleye bütünlük kazandırmış olur. Sendikaların bu düzeyde bir siyasal etkinlik kazanmaları, eşit, özgür ve insanca yaşayabilecekleri bir toplum düzeni oluşturma mücadelesi açısından da son derece önemlidir. Yeni mücadele yöntemlerinin gerekliliğine rağmen, grev ve toplu pazarlık silahının, sendikalar ve emekçiler için hala vazgeçilmez önemde olduğu söylenebilir.

Sendikalar; ekonomik, toplumsal ve siyasal talepleri noktasında farklı mücadele araçları kullanmak zorundadır.  Bu mücadele araçlarından en önemlisi grevdir. Sendika kurmak nasıl bir hak, toplu sözleşme yapmak demokrasinin olmazsa olmaz bir kuralı ise, bir mücadele biçimi olan ve emekçilerin haklarını koruma aracı olarak ortaya çıkan grev de öylesine temel bir haktır. Her temel hakta olduğu gibi, grev hakkı da yıllar içinde farklı bölgelerde, farklı ülkelerde, farklı bir evrim geçirmiş, çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir. Sendika ve toplu sözleşme hakkının oluşması yıllarca süren büyük savaşımlar sonucu kazanılmıştır. Yani grev; sendika ve toplu sözleşme hakkını genişleten bir araç olurken; sendika, grev hakkına meşru/yasal bir nitelik kazandıran bir aygıt işlevi görmüştür. Biri diğerini koşullandırmış, genişletmiş, tartışılmaz bir hak düzeyine yükseltmiştir.

Grevlerin, kapitalizmin ilk yıllarında çok uzun iş sürelerine, sefalet ücretine ya da ücret ödenmemesine, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarına, yoksulluğa karşı bir ayaklanma biçiminde; aktif ya da pasif şiddete karşı, yer yer şiddeti de içeren biçimde gerçekleştirildiği görülür. 19. Yüzyılın ortalarında Avrupa ve Amerika'da uygulanan grevler, kimi zaman ekonomik ve toplumsal hak arama düzeyinde; kimi zaman da siyasal iktidarı ele geçirme düzeyinde gelişme göstermiştir.
Grev, her toplumsal eylem gibi zaman içinde değişim göstermiştir. Yüzyılın başında uygulanan grevlere göre; bugün uygulanan grevler çoğunlukla iş uyuşmazlığının sıradan bir aşaması olarak algılanmakta ve toplu sözleşmenin son aşamasında devreye giren sendikal bir eylem türü olarak değerlendirilmektedir. Bugün, birçok ülkede grev hakkı “sınırları aşmamak kaydıyla” yasal bir hak olarak tanınmaktadır. Ancak bu hak kimi ülkelerde -ki bu ülkelerin büyük çoğunluğu demokratik-siyasal haklar ve özgürlüklerin sınırlı olduğu ülkelerdir- grev, toplu sözleşmenin tamamlayıcı bir unsuru olarak görülmektedir. Kimi ülkelerde ise grev, tüm uygulama biçimleriyle yalnızca toplu sözleşme sürecinde ortaya çıkmayan, farklı bir siyasal tutum unsuru olarak sendikalara güç veren demokratik bir hak olarak kullanılır.
Emekçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde üretim faaliyetini durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaştıkları veya sendikalarının aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdikleri karara uyarak işi bırakmalarına ‘grev’ denir. Grev kavramı, 19. yüzyıl Fransa’sında işi durduran, çalışmayan Parisli işçilerin, Paris Belediye Sarayı önünde Grévé denilen meydanda toplanmalarından gelmekte, greve gitmek (allez a Grévé) kavramı da bu olaydan kaynaklanmaktadır. Avrupa’da görülen ve bilinen ilk grev, 1539 yılında Fransa’da, Paris ve Lyon’daki basımevi işçileri tarafından yapılan grevdir.
Grev, üretimden gelen gücün kullanılarak emek karşıtı uygulamalara karşı gösterilen örgütlü bir tepkiyi ifade eder. Bu nedenle grevler belli bir amaçla yapılır, amaçsız grev olmaz.  Grev durumunun ortaya çıkması, genellikle büyük soruların var olduğunun bir belirtisi, kanıtıdır. Grev eylemi de, herhangi bir toplumsal olgu gibi, ekonomik, toplumsal, teknolojik ve diğer değişikliklerden etkilenir. Teknolojik ilerlemeler, giderek artan uluslararası ticaretin yaygınlığı, emekçilerin yaşama koşullarını ve çalışma ilişkilerini etkileyen temel unsurlardır ve bunların tümü grevler üzerinde önemli etkilerde bulunur.

20. Yüzyılda Avrupa'da yaygınlaşan grevler ise grevi, sendikal hakkının temel ve ayrılmaz bir parçası olarak sınıf hareketine sokmuştur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra grev hakkının artık toplum yaşamının ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülür. Türkiye'de ise grev, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinin ancak son 40 yılında; o da askeri darbeler ile sıkıyönetimler dışında, kısıtlı Anayasal ve yasal bir hak olarak hukuk sistemi içinde kalarak uygulanmıştır. Grevler son 40 yıllık dönemde yaklaşık 8 yıl fiili olarak yasaklanmış, sendikal hakların dışına çıkarılmıştır. Yani Türkiye’de ancak 32 yıllık dönemde yasal grev uygulamalarının, son derece sınırlı bir şekilde gerçekleşebildiği söylenebilir.
Grev, amaçlarına ve uygulanma biçimlerine göre değişiklik gösterir ve farklı şekillerde görülür;
Uyarı Grevi: Grev, işvereni çalışma koşullarının düzeltilmesi ve geliştirilmesi için uyarmak amacıyla yapılıyorsa uyarı grevidir.

Menfaat Grevi: Toplu sözleşmenin yasal süreci içinde ortaya çıkan grevlerdir. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması veya uyuşmazlıkların belirli bir dönemde çözümlenememesi durumunda gerçekleştirilen grevler menfaat grevidir. 

Hak Grevi: Bir hakkın elde edilmesi ya da var olan bir hakkın kullanılması amacını taşıyan grevler hak grevidir.

Dayanışma Grevi: Ulusal veya uluslararası düzeyde demokratik kazanımları korumak, geliştirmek amacıyla başlatılan bir ya da birçok grev veya eylemle dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen grevler dayanışma grevi olarak adlandırılır. 

Genel Grev: Yalnızca bir işletmede ya da işkolunda değil, ülke çapında, tüm işkollarında üretimin topluca bırakılması şeklinde gerçekleştirilen ve siyasal anlamda sonuç alıcı özellikleri olan grev türüdür.

Siyasal Grev: Grev siyasal amaçlı olarak yapılıyorsa, siyasal grev adını alır. (Örneğin Emek Platformu’nun savaşa karşı bir genel grev kararı alması siyasal amaçlı bir grevdir). Aslında her grev, ekonomik amaçlı da olsa, özünde siyasal bir nitelik taşır. Ancak her siyasal eylemin emekçilerin çıkarlarını korumaya yönelik olarak yapıldığı söylenemez.

Grev çeşitleri içinde siyasal grevin, sendika ile siyaset arasındaki ilişki açısından ayrı bir yeri vardır. Siyasal grev esas olarak iktidarı elinde bulunduran hükümete ve siyasal iktidara karşı bir karar almaya ya da alınmış bir karardan dönemeye zorlamak için yapılır. Siyasal grevin muhatabı doğrudan devletin kendisidir. Bir grevin siyasal grev sayılması için bazı öğelerin bir arada bulunması gerekir. Öncelikle bu tür grevlerde taraf devlettir. Grev istemiyle yerine getirilmesi istenenler tek bir işverenin iradesi ve olanakları dışındadır ve bu tür grevlerde siyasal amaçlar daha baskın bir şekilde ortaya çıkar.

Mevcut toplumsal düzeni değiştirmeyi veya bir rejim değişikliğini, siyasal reformu ya da hükümetin politik kararını, örneğin bir savaş ilanının geri alınmasını amaçlayan grev, doğrudan devlete yönelik olduğundan siyasal grev sayılır. En demokratik ülkeler dahil pek çok ülkede siyasal grev yapmak yasalar karşısında suç işlemek anlamına gelmektedir. Ancak gerek dünyada ve gerekse Türkiye’de fiilen pek çok siyasal grev yaşanmıştır. Örneğin Türkiye’de 1976’daki DGM direnişi, 1990’ların başındaki Bahar Eylemlilikleri, Emek Platformu’nun düzenlemiş olduğu 1 Aralık 2000 eylemi siyasal grev olarak adlandırılabilir.

Grev belirli bir amaçla yapılır. Bu amaç doğrudan ve yalnızca o işyerini ilgilendirdiği gibi o ülkedeki veya başka bir ülkedeki emekçileri veya demokrasi mücadelesini desteklemek amacıyla da gerçekleştirilebilir. Bir yasanın değiştirilmesi ya da politik iktidarın düşürülmesi amacına yönelik olabileceği gibi, siyasal iktidarların emek ve demokrasi karşıtı, sermaye yanlısı girişimlere karşı da uygulanabilir. Her eylemde olduğu gibi grevin belirgin bir amacı olmalıdır. Bu amaç grevin niteliğini, biçimini, süresini ve katılım düzeyini belirler.

İşçiler, birçok grev çeşidinin varlığına rağmen bazı durumlarda, grev olarak adlandırılabilen grev benzeri eylemlere de başvurmaktadır. Grev niteliği taşıyan başlıca eylemler şu şekilde sıralanabilir;

*    İşyerinde çalışan tüm emekçilerin üretimi durdurması,
*    İşyerinde çalışan emekçilerin bir bölümünün, bütün işyerinde işin durdurulmasına yol açan bir biçimde iş bırakması,
*    İşyerinde tüm emekçilerin belirli aralıklarla ve kısa sürelerle çalışmaya ara vermesi,
*    İşyerinde çalışan emekçilerin sistemli olarak verimliliği düşürmesi,
*    Topluca viziteye çıkılması,
*    Emekçilerin, işyerindeki işlerini yaparken aşırı bir özen göstererek üretimi veya hizmet sunumunu düşürmeleri,
*    İşyerinde işi durdurarak işyerini terk etmemeleri,
*    İşyerini topluca terk ederek yürüyüş, basın açıklaması, miting ve gösteri düzenlemesidir.
Bir bölge ya da ülke genelinde daha somut sonuçlar alabilmek amacıyla genel greve gidilebilir. Genel grevler, siyasal niteliği ağır basan grevlerdir ve ekonomik ve siyasal mücadeleyi birbirine bağlayan ve doğrudan sınıf mücadelesini besleyen bir nitelik taşır. Genel grevler, sendikaların siyaset ile olan ilişkisinin en fazla yoğunlaştığı dönemlerde görülür. Sınıf mücadelesinde büyük sıçramalar gerçekleşmesi açısından büyük önemi olan genel grevler, gerek ekonomik-toplumsal ve gerekse siyasal sonuçları açısından sermayeye karşı kullanılabilecek en önemli silahtır.

Sendikalar grev dışında da mücadele araçlarını kullanırlar. Mitingler, yürüyüşler, basın açıklamaları, tüketici boykotları, protestolar, kampanyalar bunların başta gelenleridir. Sendikaların tüm bu demokratik mücadele yöntemleriyle, ekonomik-demokratik-siyasal taleplerini gerçekleştirmeye çalıştıkları, bir anlamda sendikal mücadeleyi zenginleştirdikleri söylenebilir.

Grev ve eylemler uygun zamanda, uygun koşullarda ve mutlaka sendika üyesi olan/olmayan tüm emekçiler arasında birlik sağlanarak yaşama geçirilirse başarılı olabilir. Başarılı bir eylem için öncelikle üyelerin muhtemel sorun ya da sorunlar karşısında bilgilendirilmesi, eylem için örgütlenmesi, eyleme mümkün olan en geniş katılımının sağlanması gerekir.

Eylem için temel şartlardan birisi emekçiler arasında ayrım yapmadan bir birlik oluşturmak olmalıdır. Sendikal mücadelede emekçilerin birliği açıklıkla ve demokratik katılım süreçlerinin işletilmesi ile sağlanabilir. Uygun koşullarda gerçekleştirilmeyen; başlama, yükselme ve sonuçlandırma aşamaları belirlenmeyen, olası riskler ve tehlikeleri saptanmayan, koşulların değişmesini dikkate almayan, emekçiler arasındaki birliği ve dayanışmayı koruyamayan, yılgınlık, korku ve panik yaratabilecek örgütlenmelerle gerçekleştirilecek, ayrımcılığa neden olabilecek eylemlerin başarı şansı az olur. "Eylem için eylem", "Eylem her şey, amaç hiçbir şey" vb yaklaşımlar; sendikaya, sendikal örgütlülüğe, emekçilerin kazanımlarına ve en önemlisi sınıf mücadelesine büyük zararlar verebilir. Bu tür yaklaşımlar benimsenirse amaçlananlar gerçekleşmez. Sermaye çevreleri, medya vb araçlar aracılığıyla provokasyonlara neden olabilir, hatta yıllarca üyelerin üzerinden atamayacağı bir yılgınlık yaratabilir. 

Grevler, kapitalizmin sonuçlarına karşı işçi sınıfının örgütlü bir tepkisi olarak ortaya çıkmıştır ve emekçiler içinde sınıf bilincinin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Her grev, aynı zamanda sınıf mücadelesinin yeniden üretilmesi anlamına gelir. Başarılı olan her grev, emekçilerin kendi özgücüne olan güvenini arttırır, emekçiler arasındaki dayanışmanın, birlik ve beraberliğin ve örgütlü gücün neler yapabileceğini gösterir, öğretir.

İşçi sınıfının bir başka mücadele aracı olan toplu sözleşme, adından da anlaşılabileceği gibi emekçilerin örgütleri aracılığıyla ücret, çalışma koşulları, sosyal yardımlar, izinler vb haklarını güvenceye almak ve geliştirmek amacıyla, hukuki bir ilişki çerçevesinde işverenle yaptıkları mukaveleye olarak tanımlanır. Bu klasik tanımla birlikte toplu iş sözleşmesini “her şeyden önce ücretin, yani işgücünün fiyatının saptanması olduğu gibi, aynı zamanda işçinin çalışma koşulları ve işgücünün yeniden üretiminin koşullarının saptandığı bir sözleşme” olarak da tanımlamak mümkündür. 

Her mücadelede olduğu gibi TİS mücadelesinde de iki taraf vardır. Patronlar yada patron sendikaları bir tarafta, işçiler ve sendikaları bir tarafta bulunur. Kapitalist, işçinin emekgücünü mümkün olduğu kadar düşük bir fiyata satın alabilmek için bütün imkanlarını  kullanır. İşçiler ise güçleri ve kararlılıkları oranında emekgüçlerinin fiyatını arttırmaya çalışır.

Toplu sözleşme genellikle ücret kavgası ile sınırlı görülür. Oysa tarihine baktığımızda, her toplu sözleşme, karşıt çıkarları temelinde mücadele eden tarafların belli bir zaman dilimindeki güç ilişkisinin hukuksal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yani toplu pazarlık süreci, sendikal mücadelenin her kazanımında olduğu gibi, yıllarca yürütülen mücadelelerin bir sonucu olarak elde edilmiştir. Grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı, her dönem, işçi ve emekçi sınıflar için vazgeçilmez derecede önemli bir hak olarak görülmüştür. Türkiye’de yasal olarak işçilerin grev ve toplu sözleşme hakkı vardır. Ancak bu hakkın pek çok “yasal” kısıtlama ile kullanılamaz hale geldiği yaşanan örneklerden görülmektedir.

Sendikalar açısından toplu sözleşme hakkı, işyerlerinde çalışma koşullarını iyileştirmekten, çalışma ve yaşama standartlarının yükseltilmesine kadar her konunun sendikal güvencelerin esas unsuru olarak geliştirilmesini amaçlar. Bunlara bağlı olarak sendikalar toplu sözleşme hakkı ile genel olarak;

*    Satın alma gücünün korunması ve geliştirilmesi için, ücretlerin/maaşların ve diğer parasal sosyal ödemelerin artırılmasını,
*    Çalışma süresinin, ücretlerden herhangi bir azalma olmaksızın kısaltılmasını,
*    İş ve sendikal güvencelerin geliştirilmesini,
*    Çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş güvenliğinin sağlanmasını,
*    Mesleki ve özlük haklarının korunmasını, geliştirilmesini,
*    İşyeri ya da işletmenin sosyal ve kültürel olanaklarının artırılması yönünde düzenlenmesini,
*    Sendikal etkinlik ve güvencelerin işyerinde oluşturulan kurullar aracılığı ile genişletilmesini,
*    Çalışma koşullarının ve çalışma ilişkilerinin demokratikleştirilmesini içeren düzenlemeleri yaşama geçirmeyi amaçlarlar.
Toplu sözleşme süreci, sendika üyelerini dolaysız bir biçimde sendikal mücadelenin içine çektiği ölçüde sınıf hareketinin birleşip güçlenmesinin bir dayanağı olabilir. Aksi bir durumda toplu sözleşmeler, sadece sendikacılar ile patronlar arasında yapılan birer protokol olmaktan öteye gidemez. Tüm bunların yanında sendikalar; üyelerinin çıkarlarını koruma ve geliştirme görevini sürdürürken; ülkenin geleceği, ekonomik, toplumsal ve siyasal alana ilişkin demokratik istemler yönünde de eylemler ve etkinlikler gerçekleştirmeye çalışır ya da gerçekleştirilen etkinliklere katılır. Bu anlamda grev ve toplu sözleşme, sadece emekçileri çalışma ve yaşama koşullarının iyileştirilip geliştirilmesi açısından değil, emekçi sınıfların en geniş kesinlerini mücadeleye çekmek, onları sendikal-siyasal mücadele içinde eğitmenin fırsatını yaratması bakımdan da son derece önemlidir.

Emekçilerin tarihi bizlere, işçi sınıfının ve sendikal hareketin  mücadele biçim ve yöntemlerinin farklı zamanlarda, farklı yerlerde ve değişik biçimlerde ortaya çıktığını göstermektedir. İşçi ve emekçi sınıfların mücadele biçim ve yöntemlerinin şekillenmesinde, sendikalar kadar siyasal-sendikal akımların da etkili olduğu görülür. Bu anlamda sendika-siyaset ilişkisi kendi içinde bir bütünlük gösterir. Tarih boyunca, dünya sendikal hareketi içinde etkili olmuş belli başlı sendikal akımlar ortaya çıkmıştır. Bu akımlar, gerek sınıf mücadelesine etkileri bakımından ve gerekse içinde yaşadıkları toplumun ekonomik-toplumsal-siyasal biçimlenmesi bakımından sınıf hareketi üzerinde oldukça etkili olmuştur denilebilir.


Bu İçerik 8546 Kez Görüntülendi