02 EKİM 2012 00:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

BU DAVET BİZİM!

KESK’li 15 kadın 13 Şubat 2012 günü, yine şafak vakti yapılan bir operasyonla gözaltına alındı. Tamamı KESK ve bağlı sendikaların kadın sekreterleri, kadın eğitimcileri veya kadın komisyonu üyesi olan dokuz arkadaşımız, nöbetçi mahkemece tutuklandı. KESK Kadın Sekreteri Canan ÇALAĞAN, SES Merkez Kadın Sekreteri Bedriye YORGUN, Tüm Bel - Sen Merkez Kadın Sekreteri Güler ELVEREN, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Nurşat YEŞİL, Eğitim Sen Ankara 2 No.lu Şube Kadın Sekreteri Güldane ERDOĞAN, Eğitim Sen 1 No.lu Şube üyeleri Hatice BEYDİLLİ ve Evrim ÖZDEMİR OĞRAŞ ile SES Ankara Şube üyeleri Hülya MENDİLLİGİL ve Belkıs YURTSEVER şu an Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde. 

Tutuklanmalarından itibaren geçen sekiz ayın ardından 4 Ekim günü görülecek davalarının ilk duruşmasına çıkmayı bekliyorlar. 

İddia(name) Ne Diyor?

İddianameye göre KCK üyesi olmak ve bu yönde propaganda yapmakla suçlanıyorlar. Bu iddiaya dayanak olarak gösterilen delillerin başı nda; nasıl ve ne biçimde oluşturulduğu ve ne şekilde ele geçtiği belli olmayan bir bilgisayar çıktısı var. Sanıklara ait olduğu iddia edilen “özgeçmiş” ve “özeleştiri” lerin yer aldığı bir “rapor” biçiminde düzenlenen bu çıktının, sanıkların aksi yöndeki beyanlarına ve destekleyen başkaca hiçbir unsur olmamasına rağmen, muteber bir delil sayılmasının yegane nedeni, çıktıda yer alan doğum tarihi, memleket, memuriyet yapılan iller gibi neredeyse herkesin rahatlıkla öğrenebileceği bilgilerin sanıklara ait bilgilerle paralellik göstermesi. Tuhaf mı? Daha yeni başladık. İkinci önemli kanıt ise 3-4 Ocak 2009 ve 17-18 Ocak 2009 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirildiği iddia edilen iki toplantı. Ancak İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, KESK üye ve yöneticilerine yönelik benzer bir yargılama sırasında bu toplantıların varlığı yine tartışma konusu yapılmış ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden mahkemeye gelen yazıda, belirtilen tarihlerde Diyarbakır ilinde herhangi bir toplantının yapılmadığı bildirilmiştir. Kaldı ki, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün hiç yapılmadığını bildirdiği bu toplantılara sanıkların katıldığı yönündeki iddiaya ilişkin tek delil, söz konusu tarihlerdeki Diyarbakır uçak biletleridir. Sayın savcıya üzülerek bildirmek isteriz; origami sanatında ne kadar ustalaşmış olursanız olun, biletten toplantı yapamazsınız. Söz konusu iddiaya dayanak olarak gösterilen diğer deliller ise hepten ciddiyetten uzaktır. Hiçbir suç unsuru barındırmayan barışçıl mitingler, KESK ve bağlı sendikalar tarafından örgütlenen eylem ve etkinlikler, KESK üyelerinin yargılandığı davaların takibi iddianamede delil olarak sıralanmaktadır. Bu edimlerin apaçık sendikal faaliyet olduğunu gizlemenin imkansızlığını fark etmiş olacak ki, iddianame ağzındaki baklayı tam da bu aşamada çıkartmakta, sonuç bölümünde doğrudan KESK’in mücadele anlayışını sorgulamaya girişmektedir. Derler ya, dil ağrıyan dişi kurcalar…

KESK’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğiyle hızını alamayan iddia makamı, iddialarının temelini “KCK Sözleşmesi”nin sendikal faaliyetlere ilişkin 43. maddesine dayandırarak sendikalarda yönetici görevler üstlenmeyi örgüt üyeliğine karine saymış, Bedriye Yorgun’un SES (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası) Genel Başkanı olmasının bunun en somut örneği olduğunu iddia etmiştir. Yani; iddianameye göre Bedriye Yorgun örgüt talimatı doğrultusunda SES Genel Başkanı olmuştur, bunun en somut kanıtı ise SES Genel Başkanı oluşudur. Herhangi bir ispatı hem gereksiz ve hem de imkansız kılan bu akıl yürütme biçimine totoloji denir. Mantık derslerinde örnek olarak kullanılmak üzere savcı beyin eğitim camiasına hediyesidir…

Şimdi Gerçekleri Konuşma Zamanı AKP eliyle kurulmaya çalışılan tek parti iktidarına dayalı yeni otoriter rejim, kendi suretinden ibaret bir dünya yaratmak için var gücüyle çalışıyor. Tasavvur ettiği bu resme uymayan her unsuru her geçen gün üzerindeki hegemonyasını artırdığı kolluk, yargı ve medya marifetiyle yok etmeye çalışıyor. Kendisine muhalefet eden herkes, bazen varlık nedenlerini oluşturan en doğal eylem ve etkinlikler suç sayılarak, bazen de hiç yoktan suç yaratılarak kriminalize ediliyor, itibarsızlaştırılmak isteniyor. Kuşkusuz bu ülkenin emek ve demokrasi mücadelesinde çok önemli bir mevzi ve kürsü işlevi gören kamu emekçileri hareketinin kurucusu ve öncüsü olan KESK de bu saldırılardan payına düşeni ziyadesiyle alıyor. Üye ve yöneticilerimize yönelik baskı ve saldırılara her geçen gün bir yenisi ekleniyor, haklarında açılmış sayısız dava ve soruşturmayla onlar nezdinde KESK yargılanıyor. 4688 sayılı sahte sendika yasasına, 4+4+4 eğitim yasasına, emperyalist müdahale ve savaşa, esnek kuralsız güvencesiz çalışmaya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatan güvenlikçi politikalara karşı sesini yükselterek toplumsal destek bulduğu her adımın ardından saldırılar bir çığ gibi büyüyerek daha yıkıcı bir hal alıyor. Bugün itibarıyla 69 üye ve yöneticimiz tutuklu veya hükümlü olarak cezaevlerinde tutuluyor.

Bu davanın sanıkları üç ortak özelliğe sahipler. Emekçi, Kadın ve Kürt olmak. KESK’e yönelik saldırıların karakterinin anlaşılması bakımından bir akvaryum niteliği taşıyan bu davada yargılanan, KESK’in sermaye tahakkümü altında sömürülen emekçilerin öz örgütü olmasının yanı sıra, emekçilerin muhatap olduğu her türden ezme ezilme ilişkisine karşı yürütülen mücadeleyi emek mücadelesiyle birleştirmede gösterdiği kararlılıktır. Din, dil, ırk, siyasal düşünce, etnik köken, mezhep, engelli, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve felsefi düşünce ayrımı gözetmeksizin, ezilen tüm toplumsal kesimlerin kendi kimlik ve talepleriyle var olabildiği, emek mücadelesi hattında birleşebildiği bir sendikanın varlığı, KESK’in hedef tahtasına oturtulmasının başlıca gerekçelerindendir. Türkiye’nin %50’ye varan oranıyla en fazla kadın üyeye sahip olan ve pozitif ayrımcılık, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerle mücadele politikalarıyla kadınların en yüksek oranda temsil edildikleri Konfederasyon olan KESK’in ve bağlı sendikalarının kadın sekreterlerine yönelen bu saldırı, aynı zamanda kadınları yeniden üretimin görünmez kölelerine dönüştüren, sendikal siyasal alanda kadınların varlığını ve mücadelesini büyük bir tehdit olarak algılayan, kadınlara varlık mekanı olarak evi işaret eden muhafazakarlığın, eril öfke ve saldırganlığın ta kendisidir.

Son Söz Olarak

Hayat bize gösteriyor ki, hiçbir mahkeme mutlak değildir; hakimler, yasalar hatta hukuk sistemleri değişir; gün gelir kahramanlar suçluya, suçlular kahramana dönüşür. Ancak tarihin mahkemesinde suçlar sabit, haklılar bellidir. Tarihin mahkemesinde aklanmak için, 4 Ekim’de Ankara Adliyesinde buluşarak, sizi anın mahkemesinde suç ortağı olmaya davet ediyoruz!

 

Bu İçerik 1254 Kez Görüntülendi
4 EKİM'DE ANKARA'DAYIZ.