06 ARALIK 2011 20:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Sendikal hak ve özgürlüklerimiz korunması ve geliştirilmesi için başından beri sürdürdüğümüz mücadelemizin bugün yok edilmek istenen tüm değerlerinin egemenlerin bir lütftu olmadığı bilinciyle, dişimizle tırnağımızla verdiğimiz mücadelemizle kazandığımız haklarımızın yok edilmesine seyirci kalmayacağımızı ifade ediyoruz. 

Tüm kamu emekçilerine çağrıda bulunuyoruz: Hiçbir şekilde sorumlusu olmadığımız bu çarpık düzenin bedelini ödememek için, temel haklarımız için, gelin hep birlikte mücadeleyi yükseltelim. 21 Aralık’ta yapacağımız grevle haklarımıza yapılan saldırılara sesiz kalmayacağımızı hep birlikte gösterelim.

KESK Yürtme Kurulunun Açıklaması :

 

Bu ülkede çok iktidar, hükümet değişti ancak hiçbir zaman bizlerin refah ve mutluluğunu, ülkenin esenliğini temel alan bir yönetime tanık olmadık. Bu gün ise AKP iktidarı tarafından “çoğulculuk” adı altında tekseslilik, 'ileri demokrasi' adı altında yeni bir diktatörlük biçimlendirilmektedir. Eski statükonun ruhuna rahmet okutacak düzenlemelerle toplumsal yaşamın hemen her alanı en küçük hücresine kadar AKP’lileştiriliyor. Buna karşı çıkan tüm kesimler ise baskılarla, gözaltı ve tutuklamalarla sindirilmek isteniyor. 

 

AKP’nin her alanda başlattığı kerameti kendinden menkul “dönüşümün” acısını en çok çekenlerin arasında ilk sıralarda biz kamu emekçileri yer alıyoruz.  Adına “dönüşüm”, “reform”, “yeniden yapılandırma” ne denirse densin kamu alanında yapılanların tek amacı kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesini hızlandırmak suretiyle toptan tasfiye etmektir. Bu gerçek amacı gizlemek isteyen iktidar yaşanan gerçekleri çarpıtmaya çalışmaktadır.  

AKP iktidarının ustalaştığı tek alan gerçekleri çarpıtma alanıdır. Ancak AKP’nin bu ustalığının tümünü burada tek tek anlatmaya kalksak günlerimizi, haftalarımızı alır. Bunun için burada belli başlılarını kısaca sıralamaya çalışacağız.

AKP İktidarı Diyor ki; “Kamu Emekçileriyle Toplu Sözleşme Yapacağız” 

Gerçekte ise,  AKP iktidarının aslında kamu emekçileri ile toplu sözleşme yapmak değil sadece yapıyor gibi görünmek istediği yaklaşık bir aydır Bakanlar Kurulunda bekletilen yasa taslağının içeriği ile net olarak ortaya çıkmıştır. Yasa taslağının hazırlık sürecinde defalarca üçlü danışma kurulu toplantıları, teknik komisyon toplantıları yapılmış ama sonuçta hükümet yine kendi bildiğini okumuştur. 

Yasa taslağının bütününe ilişkin bakışımızı daha önce sizler aracılığı ile kamuoyu ile paylaştığımız için detaylara girmeyeceğiz.  Ancak belli başlı başlıklarla ifade etmemiz gerekirse, 

Bu taslakta, uygar dünya ülkelerinde 50 yıl önce tanınan grevli toplu sözleşme hakkı bu ülkenin “ileri demokrasi”yi ağzından düşürmeyen iktidarı tarafından bizlere çok görülmektedir. Kamu emekçilerinin yıllardır verdiği meşru mücadele, uluslararası sözleşme ve anlaşmaların yanı sıra Anayasanın 90. maddesi yok sayılarak Grevli Toplu Sözleşme hakkımız engellenmeye çalışılmaktadır. Kamu emekçilerinin sayıca önemli bir bölümünün sendikaya üye olması yasağı sürdürülerek örgütlenme özgürlüğü engellenmek istenmektedir.

Bu yasa taslağında, özlük ve demokratik haklarımız toplu sözleşmenin kapsamına alınmamaktadır.  2 milyon kamu emekçisinin iradesi, iktidarın gönüllü kulluğunu kabul eden yandaş konfederasyona tanınan ayrıcalıklarla ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır. Toplu Sözleşme sürecinde kamu emekçilerinin haklarını savunacak olan ve salt çoğunlukla karar alacak olan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyetinin 7 üyesinin 4’ü yandaş konfederasyona verilmektedir. 

Anlaşmazlık durumunda son sözü söyleyecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun oluşumuna baktığımızda ise toplam 11 üyeden oluşan bu kurulun 4 üyesinin doğrudan hükümet tarafından atanırken, kardeş payı yapılıp, 2 üyeliğin de yandaş konfederasyona verilmek istendiğini görüyoruz. Bu kurulun başkanlığını da, taslağa göre, TBMM’nin yani bir başka ifadeyle AKP hükümetinin belirlediği Sayıştay Başkanın yapması öngörülmektedir.  Diğer taraftan bu yasa taslağı ile yerel yönetimlerle toplu sözleşme yapmak da imkânsız hale getirilmektedir.

Kısaca bu taslakta kamu emekçilerinin Grev Hakkı, Örgütlenme Özgürlüğü, Özlük ve Demokratik Hakları YOK!

Yani bir sendika yasasında olması gereken vazgeçilemez düzenlemeler YOK!

Ancak unuttukları bir şey var. KESK, kamu emekçilerinin geleceklerini çalmayı hedefleyen bu yasa taslağına karşı mücadelesini sürdürmek için VAR!

Geçekleri çarpıtmada ustalaşan AKP iktidarı “Kamuda Devrim, Reform, Yeniden Yapılanma Gerçekleştiriyoruz” demektedir. Buradan soruyoruz:

Kamuda esnek, güvencesiz ve performansa dayalı çalıştırmayı sürekli yaygınlaştırmak kimin için devrim? Taşeronlaştırma ve özelleştirme uygulamalarıyla kamuyu talan etmek kimin için reform?  Kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi için çıkarılan yasalar yetmezmiş gibi çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu kimin için yeniden yapılandırılıyor? 

Devletin yurttaşlarına karşı anayasal sorumlulukları olan yeni istihdam alanları, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik olanakları yaratma görevlerini yapmayanların,

Yurttaşı müşteriye, kamu hizmeti vermesi gereken kurumları ticarethaneye, kamu emekçilerini esnek, güvencesiz, performansa dayalı çalışan işletme görevlilerine çevirmeye çalışanların,

Kimin veya kimlerin çıkarları için devrim, reform ve yeniden yapılanma hedefledikleri belli değil mi? Ancak her şeye sermayenin gözlüğü ile bakan AKP iktidarına bunlar da yetmemektedir. Çalışma Bakanı, 657 sayılı kanunu kaldırarak iş güvencemizi yok etmeyi hedefleyen demeçler verebilmektedir.

Ancak yine unuttukları bir şey var: KESK, kamu emekçilerinin iş güvencesini kaldırmaya yönelik her türden girişime karşı mücadelesini sürdürmek için VAR!

Bir başka çarpıtma da AKP İktidarının “Kimseyi Enflasyona Ezdirmeyeceğiz” söylemidir. Bu gün ülkemizde açlık sınırı 1.000 TL, yoksulluk sınırı ise 3.000 TL dir. Bu ülkenin kamu emekçileri ise ortalama 1.500 TL maaş alarak açlığa yakın, yoksulluğa uzak bir yaşam mücadelesi vermektedir.

Milyonlarca insanımıza layık görülen 659 TL’lik asgari ücretten bile vergi kesintisi yapılmaktadır. Temel tüketim ürünlerine yılda %40’ a varan zam yapan AKP iktidarının bakanları “ bunlar zam değil güncelleme” diyerek halkla dalga geçmektedir. Hükümet, gerçek enflasyon rakamlarını çarpıtarak maaşlarımıza %3 – %4 gibi sefalet artışı yapmaya devam etmektedir. Yıllardır maaşlarımıza yapılan yüzdelik zamlar “Ek Ödeme” statüsüne sokularak emekliliğimize yansıtılmadığı için çalışırken yaşadığımız sefalet koşulları emekliliğimizde daha da derinleşmektedir.

Örneğin Yüksekokul mezunu bir hemşire 1350-1400 TL arası maaş ve 900-1350 TL arası ek ödeme almaktadır. Aldığı ek ödeme emekliliğe yansıtılmadığı için emekli maaşında en az %30'luk bir kayba uğramaktadır. Yine Maliye Bakanlığı bünyesinde 5. derecede çalışan bir kamu emekçisi ortalama 610 TL ek ödeme almaktadır. Ve bu ek ödeme emekliliğe yansıtılmamaktadır. Aynı pozisyondan emekli olan bir kamu emekçisi ortalama 960 TL emekli maaşı almaktadır. Oysa ek ödeme maaşına yansıtılmış olsa yaklaşık 1200 TL maaş alacaktı. 

Bu listeyi uzatmak mümkün. Ancak kısaca belirtmek gerekirse, ek ödemelerin emekli maaşına yansıtılmamasından dolayı kamu emekçileri en az %30 dolayında kayba uğramaktadırlar. Devlet ek ödemeleri emekli keseneği dışında tutarak hem emekli keseneği için kendi vermesi gereken katkıdan kurtulmakta hem de emeklilerin sefalet koşullarında yaşamasına neden olmaktadır.   

AKP iktidarı bu gün %40’ları aşan kayıt dışılığı çözerek vergide adaleti sağlamak yerine vergi yükünü de emekçilerin sırtına bindirmektedir. Emekçilerin sırtından sağladıkları büyüme rakamları ile övünenler, vergi dilimleri ile kaşıkla verdiğini kepçe ile geri almaktadır.

Kamu emekçisinin canını yakan bu vergi dilimleri hususunu biraz açmakta fayda var.  Ortalama 1500 TL maaş alan bir kamu emekçisinin yıl içerisinde aldığı toplam maaş 9.400 TL oluncaya kadar %15 üzerinden vergi ödemektedir. Toplamda 9.400 TL’yi geçince yani 7. aydan itibaren vergi kesintisi %20’ye çıkmaktadır. Bu durumda sene başında maaşına  %3 -  %4 zam yapılan kamu ekmekçisi çok daha fazlasını yılın ikinci yarısından itibaren ödediği vergilerle geri vermiş olmaktadır. Yani verilen zam daha kamu emekçisinin cebine girmeden buharlaşmaktadır. Temmuzdan ayından itibaren kamu emekçileri Ocak ayında aldığı maaş miktarının daha altında maaş almaya başlamaktadır. 

Yıllardır orta ve büyük sermayeden vergi almaktan özellikle kaçınan, bunun için çok sayıda yasal düzenleme yapan hükümet, ay sonunu zor getiren ücretli ve maaşlıların, “gelir vergisi dilimi” konusundaki mağduriyetlerini giderici adımlar atmaktan ısrarla kaçınmaktadır. Bunun yerine  “eşit işe eşit ücret getiriyoruz” diye çıkardığı 666 sayılı KHK ile bürokratlarının maaşlarını artırırken başta öğretmenler olmak üzere 1,8 milyon kamu emekçisinin maaşlarında herhangi bir iyileştirme yapmamaktadır. Kamuda başından beri var olan eşitsizliği ve ayrımcılığı daha da derinleştirdikleri düzenlemeyi  “eşit işe eşit ücret verdik” diyerek yutturmaya çalışmaktadır.

Ancak yine unuttukları bir şey var. Kamu emekçileri artık bu yalanları yutmuyor. KESK kamu emekçilerinin insanca yaşayacak bir gelire kavuşturulması mücadelesini sürdürmek için VAR!

AKP İktidarının “İleri Demokrasi” Söylemi de Kocaman Bir Yalandır!

Çünkü AKP, tüm kurum ve kuruluşları denetimi altına alarak devleti AKP’lileştirmektedir.  Özel Yetkili Mahkemeleri ve Terörle Mücadele Kanunu’nu kendisine kalkan yapan AKP iktidarı önünde diz çökmeyi kabul etmeyenleri hukuksuz biçimde gözaltına almakta, tutuklamaktadır. Bu ülkenin cezaevleri aylarca, hatta yıllarca mahkemeye çıkarılmayı bekleyen insanlara doludur. 

Sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi yürütenler de AKP’nin baskılarından payına düşeni almaktadır. Bugün KESK’in toplam 33 yönetici ve üyesinin hala tutuklu olması da sendikal hak ve özgürlükleri için mücadele edenlere tahammülsüzlüğün vardığı boyutları göstermektedir.

İşte memleketin ahval ve şeraiti budur. Bizler bu ülkede sendikal hak ve özgürlükler ve gerçek bir demokrasi için mücadele etmenin zor, bedelinin ağır olduğunu bilen bir gelenekten geliyoruz. Bu gelenek birilerinin “memurun da sendikası mı olur” diyerek mücadele kaçkınlığı yaptığı dönmede, sendika kapılarına vurulan mühürleri söken kamu emekçilerinin yarattığı fiili meşru mücadele geleneğidir. Bu geleneğin ve yaşadıklarımızın bize öğrettiği temel şey ise haklarımızı ancak mücadele ile alabileceğimiz gerçeğidir. Kamu emekçilerinden aldığımız güç ve güvenle bu geleneği sürdürmeye kararlılığımızı tekrar ifade ediyoruz. 

Grev hakkımızın yasal teminat altına alındığı bir Toplu Sözleşme düzeni için,

Kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesine son verilmesi için,

“KHK Demokrasi ”sine son verilmesi için,

Her türlü güvencesiz çalıştırmaya son verilerek tüm çalışanlara kadrolu iş güvencesi sağlanması için,

Tüm çalışanlara insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması, çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi için,

Emekçilere dayatılan angarya ve zorunlu fazla mesaiye son verilmesi için,

Temel ücretlerin artırılarak, eşit işe eşit ücretin gerçekten hayata geçirilmesi için,

Ek ödemelerin tüm emekçiler için eşitlenerek emekliliğe yansıtılması için,

Net asgari ücretin açlık sınırı olan 1.000 TL’ye çıkarılarak tüm ücret ve maaşlarda bu tutarın vergi kesintisi dışında bırakılması için,

Hukuksuz, haksız ve mesnetsiz biçimde yapılan gözaltı ve tutuklamalara son verilmesi, tutukluların serbest bırakılması için,   

Üyelerinin hak ve çıkarlarını korumakla görevli her sendikanın, konfederasyonun yapması gereken, uluslararası sözleşme ve anlaşmaların yanı sıra Anayasanın bize tanıdığı hakkımızı kullanarak 21 Aralık’ta, en uzun gecede, en kısa günde, karanlığın en koyu,  ışığın en az olduğu günde aydınlığı arttırmak için Grev yapacağız.

Bildiğiniz gibi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TMRT-DER), Devrimci Sağlık İş Sendikası (DEV SAĞLIK İŞ), Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD), Tıbbi Laboratuvar Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜM RAD-DER), Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), Türk Hemşireler Derneği (THD), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Diyetisyenler Derneği üyeleri de 21 Aralık’ta hizmet üretmeyecektir. 

Son söz olarak, sendikal hak ve özgürlüklerimiz korunması ve geliştirilmesi için başından beri sürdürdüğümüz mücadelemizin bugün yok edilmek istenen tüm değerlerinin egemenlerin bir lütuftu olmadığı bilinciyle, dişimizle tırnağımızla verdiğimiz mücadelemizle kazandığımız haklarımızın yok edilmesine seyirci kalmayacağımızı ifade ediyoruz. 

Buradan diğer konfederasyonlara ve tüm kamu emekçilerine çağrıda bulunuyoruz: Hiçbir şekilde sorumlusu olmadığımız bu çarpık düzenin bedelini ödememek için, temel haklarımız için, gelin hep birlikte mücadeleyi yükseltelim. 21 Aralık’ta yapacağımız grevle haklarımıza yapılan saldırılara sesiz kalmayacağımızı hep birlikte gösterelim.

 

 

Bu İçerik 2420 Kez Görüntülendi
21 ARALIK'TA GREV'DEYİZ