23 KASIM 2011 00:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Angarya çalıştırma, özel yaşamın mahremiyetine müdahale getiren ADEY (Aşamalı Devamsızlık Yönetimi) uygulaması devletin temel sorumluluklarını öğretmenlere yüklüyor. Hukuksal ve İşlevsel olarak sorunlu olduğunu tespit ettiğimiz bu uygulamaya ilişkin eleştirilerimiz dikkate alınmalı ve  ADEY’in uygulanması durdurulmalıdır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün 25.08.2011 tarih ve 2011/47 sayılı genelgesiyle “ilköğretime kayıtlı kız erkek tüm çocukların okula düzenli devamlarını sağlamak ve okuldan diplomasız ayrılmalarını önlemek için belirlenen devamsızlık tanımlarına uygun bir şekilde okul devamsızlığının erken tanınmasını, değerlendirilmesini, bireyselleştirilmiş müdahalelerin yapılmasını sağlamak ve bu çocukların takibini yapmak amacıyla Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) dönem başından itibaren okullarımıza ulaşmış; hâlihazırda sürmekte olan bir kafa karışıklığı ve uygulama sıkıntılarıyla hayata geçirilmeye başlanmıştır.

 

ADEY kılavuzunda uygulama sırasında kullanılacak öğrenci devamsızlığına ilişkin olarak risk göstergeleri ve müdahaleler ortaya konmuştur. Okullarda, ilçelerde, illerde ve merkezde ADEY’in uygulanmasından sorumlu olacak Risk Takip Kurullarının (RİTA) oluşturulması ve işlevlendirilmesi adına bu kurulların yapması gerekenler açıklanmıştır. ADEY’in hazırlık çalışmaları içerisinde yer alan ve bir tanesi öğrenciye diğerleri ise öğretmenin tek tek öğrencileri hakkındaki gözlem ve bilgilerine yönelik olarak hazırlanmış beş anketten oluşan  (Risk ve İhtiyaç Değerlendirme Formu) RİDEF bulunmaktadır.

 

Bakanlık ADEY’i de Muhataplarının görüş ve önerilere başvurmadan, uygulamayı tartışmaya açmadan hayata geçirmiştir!

 

İlk olarak amacı itibariyle okul devamsızlığının erken tanımlanması ve önlenmesi adına bakanlıkça bir takım çalışmaların yapılıyor olması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu noktada program geliştirme sürecinde bakanlığın geçmiş uygulamalarına benzer bir şekilde eksiklikler hatta yanlışlıklar vardır. ADEY’in oluşturulması sürecinde okulların öznel durumları değerlendirilmemiş, hazırlık süreci il ilçe müdürlüklerine ve dolayısıyla okullara genişletilmemiş, görüş ve önerilere başvurmadan, uygulamayı tartışmaya açmadan hayata geçirmiştir. Programın okullara üstten dayatılarak sunulması anlamlandırmayı güçleştirdiği gibi öğretmen ve idarecilerin üzerine yüklenecek yeni bir iş yükü olarak değerlendirilen algıyı da haklı çıkarmaktadır.

 

İşsizlik, Çocuk Emeği, Mevsimlik Tarım İşçiliği Gibi Sorunları Çözmek Öğretmenin Görevi midir?

 

Buradan hareketle Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) kılavuzunu incelediğimizde özellikle kaygı yaratan durumlardan bir tanesi aşamalı eylem planlarının hayata geçirilmesi noktasında bazı müdahalelerin gerçekleştirilmesinin nerdeyse imkansız olduğudur.  Bu, kılavuzda Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısıyla ilişkili olan birçok sorun bireysel iyi niyetli müdahalelerle çözülmesi mümkünmüş gibi gösterilmektedir. Öğretmenlik kendiliğinden toplumsal boyutu ve sorumluluğu belirgin bir meslektir. Ancak ülkenin işsizlik, çocuk emeği, yoksulluk, anadili gibi yapısal sorunlarına makro hükümet politikaları geliştirilmemişken, bunların çözümünü öğretmenden beklemek bu sorunları öğretmene havale edip yükü üzerinden atmak,  sorunların devamına göz yummak demektir.

 

Örnek verecek olursak kılavuzda “müdahaleler” bölümünde yer alan “3.3.6. Okul Çağı Çocuğunun Çocuk İşçi Olarak Çalıştırılmasına Engel Olmak” (say.43) başlıklı bölümde “Çocuğun çalıştığı işyeri hakkında suç duyurusunda bulununuz.” “Çalışmayı bırakması için gerekli ekonomik önlemleri araştırınız.””3.3.8. Ekonomik Destek” başlıklı bölümde de “Uygun ekonomik desteği sağlayınız.” Şeklindeki ibarelere yer verilmiştir Örnekten devam ederek bir takım kestirimlerde bulunmaya çalışırsak, çocuğun çalıştırıldığı yeri gerekli mercilere şikâyet eden bir öğretmenin fiziki ya da başka türlü bir şiddete uğraması olasıdır. Ayrıca bu iş için zaten iş müfettişleri istihdam edilmektedir. Yine belirtilen “uygun ekonomik desteğin sağlanması” maddesini ele aldığında karşımıza çıkan durum böyle bir desteğin devlet kurumlarınca karşılanacağı hakkında bir ibare kılavuzda yer almamakta işbirliği yapılabilecek bir takım kurumların adı geçmektedir. Ucu açık bırakılan bu işbirliği maddesinin okullar ve öğretmenlerin piyasa ile işbirliği halinde çalışmasının yolunu açacak bir ifadedir.  Kısa vadedeki sonuçları ise asgari ücretle geçinmeye çalışan en az üç çocuklu bir ailenin ebeveynlerinin çocuklarını çalıştırması noktasında onlara ket vuran değil, teşvik edici bir uygulama olacaktır. Bu durum maddi güçlükler içinde yaşayan çoğunlukla eğitimsiz ebeveynler açısından bir olanak olarak görülebilecektir. Dolayısıyla iktidarın uyguladığı işsizleştiren ve yoksullaştıran politikaların devamsızlık sorunundaki oldukça büyüktür.

 

Mevsimlik Tarım İşçiliği Yapısal Bir Sorundur!

 

Yine aynı kapsamda Mevsimlik Tarım İşçiliği’nde çalışmanın kılavuz’da sayfa 20’de devamsızlığa neden olan özel nedenler arasında sayılarak bu yapısal sorunun örneğin “okul korkusu” ile aynı grupta kategorize edilmesi doğru değildir. Burada çözüm olarak çocuğun zaten sorunlu olan YİBO ve Taşıma Merkezli okullara gönderilmesi sunulmaktadır. Bu okulların kapasitesi ve niteliği şüpheliyken yılın bir dönemi pamuğa, bir dönemi fındığa bir dönemi yurdun başka bir bölgesine meyve toplamaya giden ailelerin çocuklarının ya da bizzat bu işi yapan çocukların eğitimine ilişkin ADEY kılavuzunu aşan çok ciddi politikalara ihtiyaç vardır.

 

ADEY’in okullarda, ilçelerde, illerde ve merkezde yürütülmesi için oluşturulan Risk Takip Kurulu (RİTA)’nın görevlerine ve bileşenlerine baktığımızda da bir takım yanlış yaklaşımlar olduğu görülmektedir. RİTA, okul müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmen, sınıf öğretmeni ve sınıf rehber öğretmenlerinden birer kişi ve öğrenci meclis temsilcisi olmak üzere okul bileşenlerinin yanı sıra din görevlisi, muhtarlar ve çeşitli STK temsilcilerini de içine alacak biçimde genişletilebilmektedir. Bu durumda “devamsızlık riski taşıyan” öğrencilerin (pek çoğu özel yaşamlarını da ilgilendiren) bilgilerine öğretmen, öğrenci ve veli üçlüsü dışında ve hatta eğitim alanına yabancı kişilerin de (muhtar, din görevlisi, STK temsilcisi vb.) doğrudan veya dolaylı erişebilme ve sürece müdahil olabilmelerinin yolu açılmış oluyor. Okullarda verilen eğitimin niteliği açısından yaklaştığımızda öğrenciler hakkındaki hayati kararların verildiği süreçlere özellikle din görevlilerin dâhil ediliyor olması ADEY’İ eğitimde yaşanan muhafazakarlaştırma uygulamalarını kökleştirecektir. Bakanlık aile imamlığı uygulamasını eğitim süreçlerine de dahil etmeye mi çalışmaktadır?

 

Çocuğa ve Ailesine İlişkin Özel Bilgileri Daha Önce Koruduğu Gibi mi Koruyacaktır?

 

Okullarda birçok meslektaşımız açısından tartışma yaratan anket soruları değerlendirmeye muhtaçtır. Milli Eğitim Bakanlığının daha önce öğretmenlere ve velilere ait birçok bilgiyi koruyamaması gerçeğini de göz önüne aldığımızda (Risk ve İhtiyaç Değerlendirme Formu) RİDEF içerisinde çocuğun ailesi ve özel yaşamıyla ilgili soruların yer alması kaygılarımızı arttırmaktadır.

 

·         Anne, baba, kardeşler veya akrabaları arasında suç işlediği için cezaevinde kalan kişi var mı?

·         Çocuğun ebeveynleri ya da başkaları tarafından cinsel, duygusal, fiziksel istismara uğradığına dair bulgular var mı?

·         Ailede çocuktan başka bir çocuk ihmal ve istismar mağduru mu?

·         Yakın zamanda aile içinde travmatik bir yaşantı oldu mu?

 

Gibi bilgilerin eğitim öğretim sürecinde öğretmen tarafından bilinmesinin önemi vardır. Zaten birçok öğretmen bu veriler ışığında öğrencileri ile ilgili dosyalar bulundurarak, okul rehberlik servisi ve aileler ile ortak çalışmalar yürütmektedir. Kuşkusuz daha da geliştirilmesi gereken süreçlerdir. Ancak sorulması gereken sorular vardır.

 

·         Bakanlığın öğrencilerin devamsızlık takibi ile ilgili istatistik bilgilere ulaşmak istemesi anlaşılabilir ancak bu veriler kimlerle paylaşılacaktır?

·         Bu bilgileri öğretmenler dışında kimler görebilecektir?

·         Bu veriler ne kadar süre saklanacaktır?

·         Örneğin çocuğun hırsızlık yaptığına ilişkin bulgular ileride, emniyette ya da söz gelimi üniversitede yurda yerleştirilme süreçlerinde karşısına çıkacak mıdır?

·         50-60 kişilik sınıflarda görev yapan öğretmenlerimizin belirlenmiş sınırlı bir zaman aralığı içinde her öğrenci için 90-100 sorunun olduğu anketleri sağlık değerlendirebilme şansı  var mıdır?

 

Bu gibi sorulara tatmin edici yanıtlar almadan bu formların doldurulması öğrencinin özel hayatının gizliliğine zarar verebilir. Hele ki daha önceden öğretmenlerin ve velilerin bilgilerinin yetersiz korunarak elektronik sistemden ele geçirilmesinin örnekleri daha yeni yaşanmışken… Elbette ki öğrencinin devamsızlık durumunun takipçisi olmak, önüne geçmek, her öğrencinin ilköğretimden diploma alarak mezun olması adına çalışmalar yürütmek tek tek öğretmenlerimizin duyarlılığı değil; her bir öğretmenimizin mesleki sorumluluğu ve görevidir. Bu noktada Bakanlığımızın sorumluluğu öğretmenlerimizi anketör gibi çalıştırarak bir takım yönergelere maruz bırakıp rapor beklemek değildir.

 

Çözüm Getirilmeyen Sorunlara İlişkin Sorular Sorulmasını Maksatlı Buluyoruz!

 

Anketlerde sorulan kimi sorulara ilişkin öğretmenlere çözüm yöntemleri tariflenmeye çalışılmışsa da kimi sorularda ise hiçbir çözüm tarif edil(e)memesi ise dikkat çekicidir. Örneğin, çocuğun anadilinin ne olduğuna ilişkin bir soru sormakla birlikte, anadili Türkçe olmayan bir çocuğun eğitimde yaşayacağı güçlükler ve devamsızlık sorununa dair ne önerildiği belirsizdir. Bu da, çözüme dönük olarak sorulmayan bu gibi soruların (örneğin, ailenizde kanun ile ihtilaflı birey var mı? gibi) maksadını sorgulamamıza neden olmaktadır. 

 

Bununla bağlantılı olarak, çözüm önerisi sunulmuş olan sorun tespitlerinde önerilen çözümler de muğlak ve yetersiz tanımlanmıştır. Örneğin “çocuğa eğitim desteği sağlanması” başlıklı bölümde “ek dersler ve yardımcı dersler verme” şeklindeki çalışmalarda bu derslerin nasıl ve ne zaman verileceği, öğretmen tarafından harcanacak emeğin karşılığının verilip verilmeyeceği anlaşılamamaktadır.

 

Öğretmenlere Yeni Bir Angarya mı Getiriliyor?

 

Bunun yanında öğretmenlerin mesai saatleri dışında çalıştırılması ve takip süreçlerinde toplu taşıma aracı gibi giderlerinin olabileceği ortadadır. Bu giderleri kendisi mi karşılayacaktır? Özellikle zaten ciddi ekonomik sıkıntı içinde ve güvencesiz çalışan ücretli bir öğretmenin bunu kendi cebinden ödemesi uygulamanın öğretmene getirdiği manevi külfet kadar maddi külfetini de düşündürmektedir.

 

Son olarak şuna değinmek isteriz ki, biz bu halkın öğretmenleri ve eğitim emekçileri olarak yıllardır öğrencilerin devamsızlık takibini yapmakta ve devamsızlığın yaşadıkları sorunlarla ilişkisini bularak öğrenciye destek vermekteyiz. Bunu, mesleğimizin doğal bir parçası olarak kabul etmekte ve uygulamaktayız.  Bunun için bize bir “sözleşme” imzalatılmasını mesleki saygınlığımıza gölge düşüren bir girişim ve devletin bu konudaki yükünü sırtından atma çabasının bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Zira sorun olarak tanımlanan birçok madde aynı zamanda kendileriyle mücadele edilecek hükümet politikalarına muhtaçtır. Bunlar yokken ya da yetersizken öğretmen veli öğrenci üçlüsü ile bunlardan kaynaklanan devamsızlık sorunun tamamen çözülebileceğine inanmak gerçekçi olmadığı gibi sorumluluk savan bir tutumdur.

 

Bu eleştiriler ve kaygılar doğrultusunda uygulamanın yeniden gözden geçirilmesini ve amacına uygun, görev ve sorumlulukların net ve muhatabına uygun olarak tanımlandığı, öğrenci mahremiyetinin korunduğu bir uygulamaya dönülmesini talep etmekteyiz.

 

Bu Konuyla ilgili olarak MEB’in şu soruları cevaplandırmasını bekliyoruz;

 

* Bu tarama süreçlerinde çocuğa ve aileye ilişkin elde edilen özel bilgiler kimler tarafından görülebilecek ve ne kadar süreyle korunacaktır?

 

* Düzce’de başlatılan “Aile Öğretmenliği Projesi”, ilk ve orta öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin öğrenci velilerinin evlerine, evde yoksa iş yerlerine resmi bir görevlendirme olmadan ve öğretmenlerin onayı alınmadan gönderilmesi dayatmacı bir tutum değil midir?

 

* ADEY, RİDEF ve Aile Öğretmenliği gibi uygulamalar, öğretmenlerimizi mesai saatleri dışında angarya ve esnek çalıştırmaya dönük bir adım değil midir?

 

* Öğretmenlerin bu takip ve okula kazanım süreçleri ile ilgili gerçekleştirecekleri çalışmalardaki yol gibi maddi giderleri nasıl karşılanacaktır?

 

* Bu çalışmalar süresince ek ders gibi uygulamada öğretmenlerin emeklerinin karşılığı ödenecek mi?

 

*Anadilinde eğitim, mevsimlik tarım işçiliği ve çocuk emeği gibi sorunlarda ülke çapında üretilmiş çözümler olmadan, öğretmenlerin çabaları ile bunlardan kaynaklanan devamsızlık sorunlarının çözümü mümkün müdür?

 

*Kılavuzda İlçe Risk Takip Kurulu’nun taramanın sonuçlarını “kalite kurulu”  gibi birimlerle paylaşarak strateji geliştirmesinden bahsedilmektedir. Okul devamsızlıkları ile toplanan veriler “okulun kalitesini ölçme” ve son aşamada da öğretmenleri “performans değerlendirme” ve “TKY” kıskacına sokmaya yardım etmek için mi kullanılacaktır?

 

Hukuksal ve İşlevsel olarak sorunlu olduğunu tespit ettiğimiz bu uygulamaya ilişkin eleştirilerimiz dikkate alınmalı ve  ADEY’in uygulanması durdurulmalıdır. Bu konuda gerekli hukuksal ve örgütsel girişimlerde bulunacağımız bilinmelidir.

 

Bu İçerik 1974 Kez Görüntülendi
ADEY