07 MART 2011 18:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yaşasın 8 Mart Yaşasın Kadınların Birlik Mücadele Ve Dayanışması

KADIN KATLİAMINA SON

ULUSAL, SINIFSAL, CİNSEL SÖMÜRÜYE SON

YAŞASIN 8 MART

Yaşasın Kadınların Birlik Mücadele ve Dayanışması

Yüz elli dört yıl önce NewYork'ta dokuma işçisi kadınların tutuşturduğu direniş meşalesi, bu gün de kadınların eşitlik, özgürlük, barış ve adalet mücadelesinin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Yüz elli dört yıl önce olduğu gibi bugün de kadınlar ulusal, sınıfsal ve cinsel sömürüye, her türlü eşitsizliğe ve şiddete karşı, eşitliği, özgürlüğü, adaleti ve barışı savunuyor. Sadece kendileri için değil tüm insanlık için.

Biz eğitim ve bilim emekçisi kadınlar çok iyi biliyoruz ki, kapitalist sömürü düzeni, tarihte ataerkillikten beslenerek bugüne gelmiştir. Kapitalist sömürü düzeninin başlangıcında olduğu gibi günümüzde de sömürü çarkları en fazla kadın emeği üzerinden dönüyor. Sadece atölyelerde, fabrikalarda, dersliklerde değil, özel alan denilen ev içinde de kadının görünmeyen emeği kapitalist sistemin hizmetine sunuluyor. Kapitalizm cinsler arası eşitsizlikten besleniyor, güçleniyor. Kadınlar sistemin yedek sanayi ordusu gibi değerlendiriliyor. Sistem ihtiyaç duyduğunda kadınları üretime katmak, ekonomik daralma dönemlerinde evlerine geri göndermek istiyor.

Hatta ülkemizde olduğu gibi mümkün mertebe eve iş vermeye, sömürü çarklarını kadının ev içi yükümlülükleri devam ederken döndürmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan bu nedenle kadınlardan en az üç çocuk doğurmasını isteyebiliyor, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek bu nedenle işsizliğin nedeninin kadınlar olduğunu ileri sürebiliyor.

Tarihinin en büyük ve kapsamlı krizini yaşayan kapitalist sistem, kriz etkilerin aşmak için de cinsiyet ayrımcılığından yararlanmak istiyor. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de enformelleştirme, güvencesizleştirme, kayıt dışı çalıştırma uygulamaları, en fazla kadın emekçileri etkiliyor.

Sömürü, eşitsizlik ve şiddet her yerde!

Kadınlar sadece emek süreçlerinde, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda eşitsizliğe, sömürüye, şiddete maruz kalmıyor. Ayrımcılık ve şiddet her yerde. Dünyanın her yerinde kadınlar cinsiyet eşitsizliğinden beslenen başka eşitsizliklerle başka şiddet türleriyle karşı karşıya kalıyor. Kimi yerde dinsel kökeninden kimi yerde etnik kimliğinden dolayı dışlanma yaşıyor. Çatışma ve savaş bölgelerindeki kadınlar, ataerkil şiddete bir de militarist süreçlerde maruz kalıyor. Savaşa bağlı nedenlerde yaşanan yerinden edilmelerde, kadınlar üzerindeki baskı ve denetim daha da artıyor. Kadınların bedenleri, milliyetçi duygularla yürütülen çatışmaların savaş alanına dönüştürülüyor. 

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Katliam Boyutunda!

Ama bir de her sınıftan, her renkten, her türlü etnik ve dinsel kökenden kadınların maruz kaldıkları ortak bir şiddet türü var: Aile içi şiddet. Kadınlar, en yakınlarındaki erkeklerin, babalarının, eşlerinin hatta kimi durumlarda kardeşleri ve erkek çocuklarının şiddetine maruz kalıyorlar. Dünya genelinde cinayete kurban giden kadınların büyük bölümünün katili, birinci derece erkek akrabalarıdır.

Ülkemizde de her gün en az üç kadın en yakınlarında bulunan erkekler tarafından katlediliyor. Kadın cinayetleri katliam boyutuna ulaşmış bulunuyor. Devlet ise çıkardığı onca yasaya rağmen kadınların can güvenliğini sağlamada yetersiz kalıyor. Yetersiz kalıyor çünkü devletin karakteri de erkek egemendir. En büyük ataerkil kurum devletin kendisidir. Ailenin reisinin erkek olduğu maddesi Medeni Kanundan çıkartılmış olsa da devlet halen kadınları erkeklerin malı olarak görmeye devam ediyor. Son birkaç ay içinde işlenen kadın cinayetlerinde, katledilen kadınların daha önceden resmi yetkili kurumlara can güvenliklerinin korunması için başvuruda bulundukları ortaya çıktı. Ama can güvenlikleri sağlanmamıştı.

Muhafazakârlık Kadına Yönelik Cinsel Şiddeti Meşrulaştırıyor!

Ülkemizde etkisini giderek arttırmakta olan muhafazakârlık da kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmaya yarıyor. Hatta giyimlerinden ya da yaşam tarzlarından dolayı kadınları hedef gösteriyor. En son Selçuk Üniversitesinde bir “profesör”, kadınların giyimleriyle erkekleri tahrik ettiklerini, bu nedenle taciz ve tecavüzün sorumlusunun kadınlar olduğunu dile getirdi. Bu “profesörün” halen üniversitedeki görevine devam etmesi, kadına yönelik cinsel şiddeti meşrulaştıran ve kadınları hedef gösteren anlayışın, devletin diğer mercilerince de paylaşılmakta olduğunun acı bir göstergesidir. 

Milliyetçi Muhafazakâr Giysiler İçindeki Kapitalizmin İki Yüzlülükleri

Kapitalist sistem ülkemizde bütün hoyratlığıyla sömürüsüne devam ediyor ve bunu milliyetçilik ve muhafazakârlık kılıfları içinde gerçekleştiriyor. Ülkemizde kapitalist düzenin işlerini en çok kolaylaştıran üç unsur, milliyetçilik, muhafazakârlık ve cinsiyetçiliktir. Ümmet, millet söylemleri emek mücadelesinin önünü kesmek için kullanılıyor.

Sistemin kadına yönelik her türlü söylem ve uygulamasında kapitalizmin, milliyetçiliğin ve dinsel muhafazakârlığın ikiyüzlülüğünü görmek mümkündür.

Bir yandan kadına kutsal payesi biçen diğer yandan sokağa çıkan kadına cinsel şiddeti meşru gören bir iki yüzlülükle karşı karşıyayız. Aynı iki yüzlülük kadın emeği konusunda da sergileniyor. Bir yandan kadınların çalışma yaşamına katılmasını sağlamak için önlemler alınıyor diğer yandan en insanlık dışı koşullarda, güvencesiz, esnek çalışma kadınlara reva görülüyor. 

Sistemin ikiyüzlülüğü her yerde!

Bir yandan kadınların eğitimine büyük önem veriliyor. Kız çocuklarının okullaşması için devasa kampanyalar düzenleniyor. Diğer yandan kız çocuklarının okullaşmasında önemli bir katkısı olacak anadilinde eğitim önündeki engeller, yasaklar olduğu gibi korunuyor.

Bir yandan anaların acısından dem vuruluyor, diğer yandan anaların acısına son vermek için hiçbir somut adım atılmıyor.

Eğitim ve bilim emekçisi kadınlar, sistemin ikiyüzlülüğün farkında ve bu ikiyüzlülüğü reddediyor! 

8 Mart’ta alanlarda meydanlarda olacağız ve dünyanın dört bir yanındaki kız kardeşlerimizle birlikte haykıracağız.

Bize reva görülen şiddeti, eşitsiz ve insan onuruna yaraşmayan uygulamaları kabul etmiyoruz! Ataerkilliğe, eşitsizliğe, kapitalist sömürüye, milliyetçiliğe ve savaşlara karşı çıkıyoruz!

Barış içinde, eşit ve özgürce yaşamak istiyoruz ve örgütlenirsek bunu başaracak gücümüz olduğunu biliyoruz.

İnsan onuruna yarışır bir yaşam için, adalet için, barış için, kamu yararı için aşağıdaki talepleri öne sürüyoruz ve karşılanana değin yürüyüşümüze devam edeceğimizi ilan ediyoruz. 

Eğitim ve Bilim Emekçisi kadınlar olarak taleplerimiz:

Tüm çalışanlar, iş güvencesine, eşit ve adil ücrete ve sosyal güvenlik hakkına kavuşmalıdır. 

Grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı önündeki engeller kaldırılmalıdır. 

Sağlık ve eğitim ticarileştirilmemeli, parasız, nitelikli kolay ulaşılabilir olmalıdır. 

Sözleşmeli, kısmi zamanlı geçici öğreticilik ve ücretli öğretmenlik gibi uygulamalara son verilmeli, öğretmenler kadrolu olarak istihdam edilmeli, öğretmenleri kariyer basamaklarına göre ücretlendirmek yerine, kıdem esasına göre ücretlendirmeye geçilmelidir.

Bu hayata geçirilene değin de ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin statülerine, özlük haklarına, ücretlerine ilişkin net, anlaşılır ve her yerde eşit bir şekilde uygulanabilir düzenlemeler yapılmalı ve bu konudaki belirsizliğe ve karmaşaya son verilmelidir. 

Cinsiyete dayalı rol ayrımının ortadan kaldırılması ve bakım yükümlülüklerinin dengeli bir biçimde paylaşılması için gereken her türlü düzenleme hayata geçirilmelidir. 

Kapatılmış kreşler tekrar açılmalıdır! 

0-6 yaş grubu çocuklar için, en az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde ve 50'den az çalışanın bulunduğu işyerleri için çalışma alanlarına yakın ortak bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır! 

Bu hizmetler, SHÇEK ve belediyeler bünyesinde, SHÇEK yönetmeliğine uygun olarak ücretsiz olarak yerine getirilmelidir! 

Gece çalışması ve vardiyalı işlerde ise kreşler 24 saat açık olacak şekilde düzenlenmelidir.

İşyerinde cinsel tacize karşı koruyucu tedbirler alınmalı ve yasal yaptırımların uygulanmasında mağdurun şikâyeti yeterli olmalıdır.

ILO'nun 'Aile Sorumlulukları Olan Kadın ve Erkek İşçilere Fırsat Ve Davranış Eşitliği Sağlanması'na İlişkin 156 sayılı sözleşmesi ülkemiz tarafından onaylanmalıdır. 

Evde, fabrikada, okulda, sokakta kadına yönelik şiddete ve sömürüye son! 

Kadın katliamı son bulsun!

Yaşasın 8 Mart Yaşasın Kadın Dayanışması 

Bu İçerik 1655 Kez Görüntülendi
8 MART