08 MAYIS 2010 00:20
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Cumhurbaşkanı'nın af kararının ardından tahliye edilen Güler Zere'nin öldüğü bildirildi. Halk Cephesi adına yapılan yazılı açıklamada 'Gülay Zere yakalandığı kanser hastalığı sonucu şehit düştü. Güler Zere’nin katili, kanser hastalığı raporu olmasına rağmen onu uzun süre serbest bırakmayan ve tedavisini engelleyen AKP iktidarıdır.' denildi.
1995 yılında yasadışı örgüt üyesi olmak ve eylemlere katılmak gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 34 yıl hapse mahkum edilen Güler Zere hapiste kansere yakalanmıştı. Malatya Cezaevi'nde bir süre yatan Zere, daha sonra Elbistan Cezaevi'ne, buradan da Adana'nın Karataş ilçesinde bulunan cezaevine sevkedildi. Zere, cezasının 14. yılını doldurduğunda damak kanserine yakalanarak hayat mücadelesi vermeye başladı.

Zere'nin babası Haydar Zere, kızının yeterince tedavi edilememesinden şikayetçi oldu. Zere, Kızının cezaevi tarafından Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'ne getirildiğini ancak hiçbir tahlil yapılmadan geri gönderildiğini belirtti. Kızının dişindeki et büyüyünce tekrar Balcalı'ya getirildiğini ifade eden Haydar Zere, tahlilin yapıldığını ancak bu sefer yer olmadığı için kızının hastaneye alınmadığını söyledi. Baba Zere, 'Bir yıl sonraya gün verildikten sonra kızım tekrar hastaneye getirilmiş. Bu kez kulak burun boğaz ile birlikte ortak tedavi yapılmış. Ve kızımın kanser hastalığına yakalandığı ortaya çıkmış. Kızım damak kanseri şu anda. Damağının bir tarafı kulağına kadar tamamen alındı. Ne konuşabiliyor ne de doğru düzgün bir şey yiyebiliyor' dedi. Haydar Zere, 'Kızım, o benim canım ciğerim. Ben Elazığ'dan sürekli Adana'ya gelip gidiyorum. Onu çok kolay göremiyorum. Tedavisini doğru düzgün yaptıramıyorum. Keşke kanser olmasaydı da ömür boyu hapis yatsaydı. Her gün bin kez ölüyoruz. Çok büyük acılar çekiyoruz. Kızım göz göre göre ölüme gidiyor benim elimden bir şey gelmiyor'' dedi.
Güler Zere'nin verdiği yaşam savaşı nedeniyle Tutuklu Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TAYAD) tarafından hastane önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Aynı zamanda Güler'in tedavisi için Adana'da imza kampanyası başlatıldı. Bu eylemden sonra Zere için uzun süren bir özgürlük kampanyası yürütüldü.

Eldeki sağlık raporlarına, Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) 'Ölüm eşiğinde' uyarılarına ve yüzlerce eyleme rağmen uzun süre cezaevinde tutulan mahkum Güler Zere, tahliye edilişinin yedinci ayında öldü. Zere, son mektubunda, 'Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda 'ölme hakkı' verildi. Bunu da unutmayacağım' demişti.

GÜLER ZERE'nin içeride iken kendisinin ve tecritteki tutsaklar için mücadele eden yoldaşlarına yazdığı mektubu;

Merhaba

Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.

Yürek… nasılda dolu doludur yüreklerimiz… Neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Benim yüreğimde, öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes…

Ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. Ben içinde kala kalıyorum. Her sese tebessümle cevap veriyorum. Bilerek değil, kendiliğinden! Sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden kopan her sesi.

İster yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!

Hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe telaşında oluyor yüreğim.
Evet sizlerden bahsediyorum Adana’nın sıcağı kadar sıcak yüreklilerim, Seyhan’ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim. Seviyorum sizleri. Kapı önünde değil, işte tam şuramda oturuyorsunuz.

Şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. Günlerdir oradasınız ve ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? Uzanıp dokunuyorum size, en çok da umutlu hallerinize. Hani o yüreğinizin sesinin gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim, her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. Ve her seferinde sizin gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. Sarılıyorum ellerinize sımsıkı, sarılıyorum bütün gücümle.

Sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. Sevgisini, yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan, her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri…

Dostlarımız da var tabii bu kavgada. Dost yürekleriniz her daim yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. Sesinizi sesime kattınız. Her kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor biliyorsunuz. Bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan yana… Selam olsun sizlere.

Kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. Hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. Ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. Sevgimin derinliğini görün diye. Ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri… Hem de çok!

GÜLER ZERE'nin dışarı çıktıktan yoldaşlarına yazdığı teşekkür mektubu;

 ‘’Öncelikle selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Biliyorum ki şu anda içinde bulunduğum ruh halim, düşüncelerim merak ediliyor. Doğrusu hala duygularım tek bir tarafa doğru akmıyor. Karışık.

Şimdi dışarıdayım. Yani özgür. Özgür bir ortamda tedavi edilmeye çalışılıyorum.

Bugüne nasıl geldik? Elbette emekle, özveriyle, fedakarlıkla, azimle, 'biz'im gücümüzle geldik. Zulmün elinde bırakılmadım. Mücadele dalga dalga yayıldı. İmzadan afişlere, afişlerden oturma eylemlerine kadar büyüdü. Kararlılıkla devam edildi. Öyle ki adımı duymayan neredeyse kimse kalmadı.

SENİN KARŞINDA ÖLMEKTEN UTANIYORUM
Gün oldu soğukta, yağmurda kaldınız, gözaltına alındınız. Bunları duyunca her defasında ben daha çok hayata sarıldım. Yatmaktan utandım. Hani şair demiş ya; 'senin karşında ölmekten utanıyorum' öyle bir şey benimki de.

Adeta bir kapıydı zorlanan ve o kapı açıldı. Mücadele zorladı o kapıyı. Mücadele açtı o kapıyı. Bugüne mücadele ile geldik. Ben ne diyeceğimin zorluğunu yaşıyorum aslında. Teşekkür etsem... Bu mücadeleyi başlatan, yükselten, canlarıma, emek verenlere, omuzlayanlara, destek verenlere, basın emekçilerine teşekkür ediyorum.

GEÇ BIRAKILDIM
Geç bırakıldım. Fakat bunun sorumlusu mücadele değil. Aşikar olan düzenin ta kendisidir. Beni ölümün kıyısına getirip öyle bıraktılar. Yaşam hakkım gasp edildi. Dışarıda 'ölme hakkı' verildi. Bunu da unutmayacağım. Henüz içeride hasta tutsaklar var. Hala tecrit var. Ki tecridin ta kendisidir ölüm.

Benim bir yanım buruk. Hastalık şu bu değil bu burukluğun sebebi. Sebep tutsak yoldaşlarım, dostlarımdır. Onları çok özlüyorum. Beni teselli eden tek şey ise, ne yapıyorsam onlara yapıyorum. Kimin elini tutuyorsam onların sıcaklığını da parmaklarımın arasına yüklüyorum. Ve yüreğimdeki gücün sebebi onlar, tüm sevdiklerim... Sizleri çok seviyorum...

Sevgi ve saygılarımla’’

Bu İçerik 3222 Kez Görüntülendi
GÜLER ZERE ÖLÜMSÜZDÜR.
GÜLER ZERE